Antalya’nın Belek ilçesindeki Calista Luxury Resort Hotel’de düzenlenen 2014-2015 Sezonu MHK Kış Semineri’nde, bugün açılış töreni düzenlendi. Törende TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve MHK Başkanı Yusuf Namoğlu konuşma yaptı.

Törende TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in yaptığı konuşmanın tam metni şöyle;

“Sözlerime iki teşekkürle başlamak istiyorum. Öncelikle Eski Merkez Hakem Kurulu Başkanımız Sayın Zekeriya Alp’e ve kurul üyelerimize teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Onlar, Türk futbolunun en zor dönemlerinden birinde fedakârca görev yaptılar. Emeklerini unutmayacağız.

İkinci olarak, Merkez Hakem Kurulu Başkanımız Sayın Yusuf Namoğlu ve yeni kurul üyelerimize teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bu zorlu görevi kabul ederek bizleri onurlandırdınız. Birikiminiz ve çalışkanlığınızla her zorluğun üstesinden geleceğinize inancım tam.

Değerli hakemlerimiz, ikinci devreyle birlikte daha da hassas bir döneme giriyoruz. Bir yandan Türk futbolunda önemli değişim projelerini hayata geçirirken diğer yandan da futbolumuzda adalet ve eşitliğin yerleşmesi için büyük bir çaba veriyoruz.

Ancak biz ne kadar çaba sarf edersek edelim, futbolda adalet ve eşitlik, sizlerin katkıları olmadan tam manasıyla gerçekleşemez.
Siz bir pozisyona karar verirken aynı zamanda futbolumuzun geleceğine dair de bir karar alıyorsunuz.

Çünkü futbol hakemliği sadece sahada karar vermek değil, aynı zamanda eşitliğin, adaletin, tarafsızlığın sembolü olmaktır.
Bu ağır görevi hakkıyla yerine getirebilmeniz için göreve geldiğimiz günden bu yana pek çok uygulamayı hayata geçirdik.

Sezon başında yürürlüğe soktuğumuz kurallarla hakemlikte en son yenilikleri hayata geçirdik. Hakem eğitimleri için ciddi miktarda kaynak ayırdık, önemli yatırımlar yaptık. Hakem ücretlerinde önemli bir artış yaptık.

Ama ben bunu bile yeterli görmüyorum…

Sayın Namoğlu ile görüşüyoruz, hedefimiz tam profesyonellik ! Bütün bunları size duyduğumuz güvenle yaptık.

Bizim sizlerden tek beklentimiz saha içinde dik ve kararlı duruşunuzu ne pahasına olursa olsun korumanız ve kararlarınızın arkasında cesaretle durmanızdır.
Siz ne kadar başarılı olursanız olun her zaman birileri eleştiride bulunacaktır.

Hakem hatasının, insan hatası olduğunu göz ardı edenler olacaktır. Dahası insan hatasını art niyetlilik olarak sunmaya kalkışanlar her zaman olacaktır.
Eski bir kulüp yöneticisi değil miydi, son dünya kupasında yarı final maçı yöneten hakemimizi şaibeli ilan etmeye kalkan?

Cüneyt Çakır önümüzdeki Mart ayında da Fransa-Brezilya hazırlık maçını yönetecek. Hakkaniyetten uzak, mesnetsiz yorumlara bundan daha güzel bir cevap verilebilir mi?

Sizler son yıllardaki maç yönetimlerinizle bazı yöneticilerin gözüne girememiş olabilirsiniz ama dünyanın gözüne girdiğinize kimsenin şüphesi yok.
Bu vesileyle Federasyonumuz döneminde bize yaşattığınız gurur için ayrıca teşekkür ediyorum.

Değerli katılımcılar, maalesef bugün herkese teşekkür edemiyorum!

Belki bunları konuşmak için en uygun yer burası değil. Ancak sevdiğim, değer verdiğim aynı zamanda destekçimiz olan Ülker Grubu Başkanı Sayın Murat Ülker’in son açıklamalarına cevap vermek durumundayım.

İzninizle önce gerçekleri paylaşayım!

Sayın Ülker, bana 2 Aralık 2014 tarihinde yolladığı mektupta futbol ortamına dair endişelerini paylaşmış ve futbola verdikleri desteği gözden geçirmekte olduğunun sinyali vermişti. Bu özel mektubu basınla paylaşması etik açıdan doğru olmamıştır.

Açıklamalarında  belirttiğinin tersine, Futbol Federasyonu bu mektubu cevapsız bırakmamıştır. Tam tersine, mektubu bana getiren müdürüne o gün, Murat Bey’e iletmesi için bir öneri sundum.

Sıkıntılara ve sorunlara çözüm üretmek için tüm sponsorlarımızı bir araya getiren bir kurul oluştururalım, Murat Bey bu kurula başkanlık etsin dedim. Ancak şu ana dek kendilerinden bir dönüş olmadı. Başka bir deyişle, asıl cevapsız kalan çağrı, benim çağrımdır.

Üzülerek gördüm ki, Sayın Ülker Passolig ve yeni yabancı kuralı konularında da yanlış bilgi sahibidir. Kendisi röportajında Passolig’e fişleme demiş ama İngiltere’de maça gitmek için neler yapması gerektiğini bir düşünsün. İngiltere’ye gidebilmek için vize alırken kaç form doldurulduğunu, hangi soruların sorulduğunu, tüm parmaklarının izinin alındığını, göz taraması yapıldığını hatırlasın.

İngiltere’de bir maça girebilmek için, hele bu maç büyük takımların maçıysa, önce taraftar kartı olan birisinin size kefil olması gerekir. Bilet alırken birçok kişisel bilginizi paylaşırsınız, statta sadece size verilen koltuğa oturur ve bir taşkınlığa karışmanız halinde hem kendinizi hem de size kefil olan kişiyi yakarsınız. İngiltere’de standart olan bu uygulamalara, Türkiye söz konusu olunca “fişleme” yaftasını yapıştırmak yanlış bir yaklaşımdır.

Evet, İngiltere bu uygulamalara Heysel faciasının üstüne başlamıştır. O zaman soru şudur: Bizim de bir facia mı yaşamamız gerekirdi? Peki, bir taraftarın bıçaklanarak hayatını kaybetmesi yeterince büyük bir facia değil midir?

Yeni yabancı kuralını sınırsız yabancı transferi gibi algılamak için ise kuralı hiç anlamamış olmak gerekir. Asıl mesele rekabeti yaratarak yerli oyuncuyu teşvik etmek ve kulüplerimizi mali disiplin altına almaktır.

Oysa bizim hem Murat Ülker hem de diğer sponsorlarımızla derdimiz ortaktır.

Türk futbolunu şiddetten ve kötü tezahürattan temizlemek, futbol kültürümüzü geliştirerek yepyeni, barışçıl bir futbol seyircisi yaratmak en büyük idealimizdir.
Tam da bu nedenle “küfür ve şiddete sıfır tolerans” uygulamasını başlattık.

Bu sayade, küfürden saha ve tribün kapatmaları geçen sezona göre %83 oranında, saha olayları ise %31 oranında azalmıştır. Ülker Türk Futboluna mali açıdan önemli bir destek vermektedir. Elbette futbolumuzun bu destekten mahrum kalmasını istemeyiz.

Ancak desteği sadece parayla ölçmek yanlışların en büyüğü olur. Bizim en az mali destek kadar, hatta ondan çok daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Türk futbolunun asıl ihtiyacını duyduğu “destek” budur.

Hal böyleyken yanlış değerlendirmeler yaparak futboldan desteğini çekmek saygın kuruluşlara, hiç ama hiç yakışmaz.   Biz Federasyon olarak Türk futbolunun değişmesi ve gelişmesi için  futbolun gerçek dostlarıyla ve bizden desteğini asla esirgemeyen sponsorlarımızla yolumuza devam edeceğiz.

Dün bizi üzen bir demeç daha oldu. Bir kulüp yöneticisinin yabancı kuralı ve Fatih Hocamızla ilgili basına yansıyan sözleri kabul edilebilir şeyler değil.  Hocamız gerekli görürse kendi cevap verir ama ben Federasyon açısından şunu söylemek istiyorum:

Türkiye Futbol Federasyonu’nda, kararları yönetim kurulu alır. Sayın yöneticinin bunu bilerek konuşması gerekirdi. Üstelik kendisi, bizzat kendi takımının, Başkanı, CEO’su ve Başkan Yardımcısıyla yeni kurala tam destek verdiğini de unutmuşa benziyor. Herkes söylediklerine dikkat etmeli!

Gelin, biz asıl konumuza dönelim. Yıllardır Federasyonun hakemleri baskı altına aldığı, hakem kararlarını büyük takımlar lehine etkilemeye kalktığı, şampiyonu belirlemeye çalıştığı söylenip duruyor. Benim içim çok rahat. Bizim Federasyonumuz tamamen şeffaf.

O yüzden gelin, Merkez Hakem Kurulu’nu atamayla değil seçimle belirleyelim. Seçimi Genel Kurulumuz yapsın! Kamuoyu önünde ilgilileri bu öneriyi tartışmaya davet ediyorum.

Sözlerimi noktalarken bu seminerin ve ikinci devrenin başarıyla geçmesini diliyorum.

Hepinizi, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

Merkez Hakem Kurulu Başkanı Yusuf Namoğlu’nun seminerde yaptığı konuşmanın tam metni şöyle;

“Federasyonumuz bünyesindeki 127’si profesyonel, amatörleriyle birlikte yaklaşık 13 bin kulübümüz; sezon sonu itibarıyla yaklaşık 105 bin müsabaka oynamış olacaktır.

Böylesi bir organizasyona, 5 bin kişilik hakem kadrosundan yaklaşık 300 bin hakem ve ayrıca 80 bin gözlemci görevlendirmek konumunda olan tüm Merkez Hakem Kurulları, her dönemin içinde bulunduğu koşulların zorluğunun bilinci içinde ve ancak, her defasında güçlüklerin üstesinden yüz akıyla çıkma yeteneği gelişmiş bir camia olmanın, mutluluğu ve gururu içinde hizmetlerini sürdürmektedir.

Rakibine, mesleğine ve yönetenine saygı, empati, dürüst oyun, hoşgörü ve fair-play gibi kavramların yeterince yeşermediği toplumlarda, standardın batılı normlara yükseltilmesine yönelik beklentiler şüphesiz, güçlü ve tutarlı uygulama kararlılıklarına ihtiyaç duymaktadır.

Bu yönde devletimizin, bakanlığımızın ve federasyonumuzun aldığı ve projelendirdiği karar ve uygulamalar,  yarınlara daha olumlu bakmamızın da en güçlü güvencesi olmaktadır.

Çağdaş ve modern stadyumların yaygınlaşması, alt yapılara yönelik tesisleşme, futbolun olumsuzluklarına karşı yasal düzenlemeler ve yönetimsel projeler bu bağlamdaki değişim göstergelerindendir.

Kronikleşmiş sorunları çözebilmek için kalıplaşmış alışkanlıkları terk etmek,  elbette sancılı bir süreci gerektirecektir.

Hepimiz biliyoruz ki, liglerin 2. Devreleri bizler için olduğu gibi, Federasyonumuzun tüm paydaşları için de, heyecanların ve beklentilerin olduğu kadar, hassasiyetlerin de en yoğun yaşandığı dönemlerdir.

Bu gerçeklik içinde, futbolun saha içi yönetimini ve adaletini üstlenenlerin taşıdığı sorumluluk, onları gözlemleyen ve denetleyenlerle birlikte daha da artmaktadır.

Doğru zamanda, doğru kadrolarla, doğru projeler uygulandığında, istenilen hedeflere ulaşmak; çalışma sürekliliği, herkesin üzerine düşeni en iyi şekilde gerçekleştirmesi ve güçlü bir toplum yapısının her ortamda sergilenmesi ile ancak mümkündür.

Hakem kurumunun kazandığı değerlerin düzeyi ne kadar yüksek olursa olsun, sonuçta başarıyı taçlandıran olgunun, bireylerin kurumsal sorumluluk bilinci içinde, özgüvenli ve özverili çalışmalarıyla gerçekleşeceği açıktır.

Nitekim, UEFA Hakem Konvansiyonu’na katılım ile başlayan ve planlanan projelerle yoğunlaşan eğitim sürekliliği sonucunda Türk Hakemliği, ulaştığı başarı çizgisi ile Avrupa ve Dünya’da kendini kabul ettirmiş, 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’ndan sonra 2014 Dünya Futbol Şampiyonası’nda da başarıyla temsil edilmiştir.

Hakemlik Kurumunu, Federasyonumuzu, ülke futbolunu ve sporumuzu, sayın Doğan Babacan büyüğümüzden 40 yıl sonra, Dünya Kupası’nda Yarı Final müsabakası yönetecek kadar başarılı bir performans sergileyerek, genç arkadaşlarımıza hedefi ve yolunu gösteren değerli hakemlerimiz Cüneyt Çakır, Bahattin Duran ve Tarık Ongun hepimizi gururlandırmış ve bizlere olduğu gibi, ülkemizin futbol severlerine tarifsiz duygular yaşatmıştır.

Şüphesizdir ki, hakemlerimizin yükselttiği çıta, daha büyük hedeflerin de teminatı olacaktır.

Sezon sonunda Avrupa Kupası ya da Şampiyonlar Ligi, 2016 Avrupa Uluslar Kupası veya 2018 Dünya Kupası finalini yönetmek, artık Türk hakemi için hayal olmaktan çıkmıştır.

Hakemliğimizin bu aşamaya gelmesinde büyük destekleriyle bizleri gururlandıran UEFA 1. Başkan Vekili sayın Şenes Erzik’e, verdikleri eğitimlerle hakemlerimizin başarısında önemli katkıları bulunan UEFA Hakem Komitesi üyesi Mr. Uilenberg, Mr. Larsen, Mr. Stevanato ve Mr. Werner ile emeği geçenlere huzurlarınızda teşekkürü görev kabul ediyorum.

Eğitimdeki bu işbirliğinin hakemlerimizin ve onlar kadar başarılı gözlemcilerimizin uluslararası görevlerdeki performanslarına yansıdığını görmek de, bizleri ayrıca mutlu etmektedir.

Dünya futbolunu yönlendiren ekonomi ve teknoloji birlikteliğinin, yeni sezonlarda çok daha yeni uygulamaların da kaynağını oluşturması gözetilerek, hakemlik kurumunun her türlü yeniliğe açık ve hazırlıklı olması kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Ancak, yenilikler için gereken ön hazırlık süreçleri de dahil, yönetim kurulumuzun desteği ile geleneksel kalıplar dışında, futbolumuzun ve hakemlik kurumunun geleceği adına, radikal karar ve uygulama sorumluluklarını almaktan kaçınmamamız gerektiği de açıktır.

Kararlarımızı ve uygulamamalarımızı önceden test etme ilkemize rağmen, çalışmalarımızda hiç şüphe yok ki, istem dışı hatalarımız olabilecektir.

Bu noktada futbolun tüm paydaşlarının olduğu gibi, basınımızın uyarılarına ve önerilerine olan ihtiyacımızı da, en samimi duygularımla ifade etmek isterim.

Hakemliğin dünyadaki en yüksek katmanında müsabaka yönetmek üzere, FIFA Kokartı ile ödüllendirilen gençlerimizi, bu mutlu günlerine katılarak onurlandıracak başta Gençlik ve Spor Bakanımız sayın Akif Çağatay Kılıç olmak üzere siz değerli konuklarımıza, Üyesi bulunduğumuz UEFA Hakem Konvansiyonu ile işbirliği çalışmalarımıza, hakemlik kurumunun çağdaş normlara ulaşmasında, maddi ve manevi desteklerini ve geleceğe yönelik projelerimize güvencelerini esirgemeyen Türkiye Futbol Federasyonu Başkanımız sayın Yıldırım Demirören ile yönetim kurulu üyelerimize, Kurul Başkanlarımıza,

Şahsım, kurul üyesi arkadaşlarım, bu salonda bulunanlarla birlikte, ülkemizin her köşesinde cefakarca hizmetlerini sürdüren binlerce hakem, gözlemci ve mentör kardeşlerim adına teşekkür ediyor, seminerimizin futbolumuza hayırlı olması temennilerimle, kulüplerimize ve hakemlerimize başarılar diliyor, saygılarımı sunuyorum.”

Kulüpler Birliği Vakıf Başkanı Gümüşdağ

Kulüpler  Birliği Vakfı Başkanı Göksel Gümüşdağ da Türk futbolunun marka değerini artırabilmek için çaba gösterdiklerini söyledi.

Türk futbolunun marka değerine futbolun tüm paydaşlarının katkı koyması gerektiğine işaret eden Gümüşdağ, şöyle konuştu:

“Sponsorlarla ilgili Yıldırım beyin açıklamalarını söylüyorum. Aynı mektup bana da geldi. TFF ve kulüpler birliği önemli çalışmalar yapıyor. Biz vakıf olarak Passolig ve e-bilet sisteminin doğru bir uygulama olduğunu düşünüyoruz. Sistemin hayata geçmesi, adaptasyonu için süreç gerekiyor. Her geçen gün futbol sahalarına gelmesini istediğimiz taraftar grubu futbol sahasına çekiliyor.”

Törende TFF Başkanı Yıldırım Demirören, Kulüpler Birliği Başkanı Göksel Gümüşdağ’a Riva Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’ne verdiği katkıdan dolayı bir plaket verdi.